logo

09 Ağustos 2014

Kıbrıscık hakkında bilginiz var mı?


facebooktwitter
aliozdemir
aozdemir53@hotmail.com

Bu yazı genç kuşaklara Kıbrıscık ilçesi hakkında kültürel, sosyal, tarihsel, geleneksel temel bilgileri vermek içindir.

Bolu ilinde Orta Anadolu’dan, Doğu Karadeniz Bölgesinden, Doğu Anadolu’dan, Güneydoğu Anadolu’dan gelip yerleşmiş çeşitli toplumsal gruplar vardır.

İl dışından gelen kardeşlerimizin kimisi dağınık / dargın / kopuk biçimde yaşarken kimi kitleler çok güzel örgütlenmeler oluşturarak söz sahibi sivil toplum kuruluşları haline gelmişlerdir. Örneğin Çorum ilinden ve Doğu Karadeniz Bölgemizden gelerek ilimize yerleşmiş olan kardeşlerimizin kamuoyu oluşturabilen dernekleri mevcuttur. Bu dernekler siyasi, mülki yapılar üzerinde etkili olarak bazı ayrıcalıklar koparabilmektedirler. Bu ayrıcalıkların ne olduğunu burada açıklarsam düşman kazanabilirim. Bilenler bilir…

Bolu’nun ilçeleri genelde sermaye birikimi, sanayileşme, modern hayvancılık, modern tarım, çağdaş turizm koşullarına geçmediği / geçemediği / geçirilmediği için sürekli olarak dışarıya göç vermektedir.

Mengen, Dörtdivan, Yeniçağa, Mudurnu, Göynük, Kıbrıscık, Seben gibi ilçelerimiz son 40-50 yıldır sürekli olarak ekonomik, sosyal, siyasal, ticari, eğitim bakımından gerilemektedir. Bu ilçelerimizin halkları bir araya gelerek siyasi ve mülki amirler üzerinde yeterince etki oluşturamadıkları için yatırımlar, teşvikler, eğitim faaliyetleri zayıf kalmaktadır.

Yazının içeriğini büyütmemek, çok zaman almamak için sadece Kıbrıscık üzerinden bazı hususları dile getirmekle yetineceğim. Diğer ilçelerimizin durumlarını o ilçeye mensup aydınlarımızın yazması / söylemesi daha münasip olacaktır.

Tarihsel verilere göre Kıbrıscık halkı Orta Asya’nın Kırgızistan ovalarında tatım, hayvancılıkla uğraşırken Çin ile yaşanan sorunlar (savaş, kuraklık, Çin Seddi vb.) nedeniyle Anadolu’ya doğru göç eden kitlelerle birlikte bu topraklara gelip yerleşmişlerdir. İlk gelen gruplar 1400’lü yıllarda Kıbrıscık ilçesi civarında köyler oluşturmuşlardır. Orta Asya’da yaşayan Türklerin Kırgız boyundan olan bu insanların yerleştiği yörelere, Kırgız, Kırbız, Gırbız, Kırbuz gibi adlar verilmiş 1950’li yıllardan sonra ise KIBRIS adasıyla isim karışıklığı olmasın diye KIBRISCIK adı uygun görülmüştür. Özet olarak şu anda dünya da yaşayan 100 bin kadar Kıbrıscık kökenli yurttaşımızın ataları Kırgız’dır. Kırgızlara Tatar adı da verilmektedir. Bu ilçemizin konuşma uslübu, kelimeleri yerleştirme şekli, aksanı İç Anadolu ve Akdeniz Bölgemizdeki (Mersin çevresi) insanlarınkine çok benzemektedir. 1571 yılında Osmanlı idaresine geçen Kıbrıs adasında bulunan 100 bin kadar Türk ile Kıbrıscık halkının yüzde 90’lara varan yakınlığı / akrabalığı vardır. 5 yıl kaldığım Kıbrıs’ta yaptığım sosyal incelemelere göre Kıbrıs halkının yemekleri, dili, giyimi, düğünleri, cenazeleri, nişanları vb. aynı Kıbrıscık’ta yaşayan Kırgız / Tatar geleneklerine benzemektedir. (Kıbrıs adası tamamen Kıbrıscık’a benziyor demiyorum. Konuyu saptırmak istemem. Kıbrıscık ve civarında bulunan yani Beypazarı, Ankara, Ayaş, Nallıhan, Kızılcahamam, Karaman, Konya, Mersin, Bilecik, Eskişehir vb. gibi yerleşim birimlerinin halkıyla Kıbrıscık halkı aynı sosyal / Etnik katmanlardan gelmektedir.)

30 yıldır Bolu ilinde yaşayan bir Kıbrıscıklı olarak bizim bölgenin halkının ildeki değerlendirmeleri / sınıflandırılmaları maalesef bir çok negatif özelliklere sahiptir. Verimli arazileri kapmış, hayvancılıktan, tarımdan, turizmden, ticaretten, üniversiteden, definecilikten, tarihi eserlerin satışından, sanayiden ötürü zenginleşmiş / burjuvalaşmış / ağalaşmış / dayılaşmış / tuzu kuru kimi kitleler bizim yörenin insanlarını hala maraba / işçi / amele / köle / komunist / kıro / hırsız / arsız / uğursuz / niteliksiz vb. olarak niteleme gafletine düşmektedir.

Halbuki Kıbrıscık ilçesinin eğitim seviyesi onların sandığından çok çok ileri düzeydedir. Tarıma, hayvancılığı, turizme, ticarete pek uygun olmayan koşullara sahip topraklar üzerinde yaşayan ilçe halkı tüm enerjisini eğitime yönlendirmiştir. Zira başka seçeneği de yoktur. Eğer bizler okumasaydık çoban, hurdacı, simitçi, ırgat, maraba, besleme olarak kalmaya devam edecektik.

Kıbrsıcık’ın geleneksel değerleri incelendiğinde ABD + AB ülkelerinin lümpen / çürümüş / yozlaşmış / aşağılık / sapıtmış / iğrenç yapılarının fazla istila yapamadığı anlaşılır. Bizim ilçemiz hala Orta Asya’dan getirdiği güzel hasletleri yaşatmayı sürdürmektedir. Bir düğünde, mevlidde, cenazede, nikahta, nişanda, şenlikte bulunursanız safkan Anadolu Türklerinin hakiki / samimi değerlerini hemen fark edersiniz.

Safkan / bozulmamış / yozlaşmamış Türk kültürünü devam ettirmek isteyen Kıbrıscık halkı tüm hasetlere, engellemelere, çelmelere, çekememezliklere rağmen birlik olma faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu konuda en güncel / etkili örnek Kıbrıscık Spor Kulübü Derneği’dir. 8-9 yıldır bir avuç idealist / aydın / vatansever / uzlaşmacı / birleştirici insanımız Kıbrıscık kültürünü, siyasi gücünü, varlığını, birliğini siyasi ve mülki amirlere duyurmak, pastadan hak ettiği payı almak için çalışmalar yapmaktadırlar. Türkiye’nin şu anda en küçük ilçesi olan Kıbrıscık’ın Bolu, Ankara, İstanbul, İzmir gibi illerimizde yaşayan 100 bin kadar mensubu vardır. Bu samimi kitlenin maddi ve manevi destekleri sayesinde gariban bütçeli Kıbrıscık Spor futbol kulübü BAL liginde Bolu ilini temsil etme başarısına ermiştir. Yani bu küçük ilçe 5-6 kadar çevre ildeki kulüplerle müsabakalar yapacaktır. Emeği geçenlere minnettarız.

(Sürecek…)

Ali Özdemir
Web: www.aliozdemir.net
E-posta: aozdemir53@hotmail.com

Share
1311 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Marka…

    29 Kasım 2014 Köşe Yazıları

    Son yıllarda “marka olmak” sözünü çok işitir olduk. Bu sözün edilmesi bile bazı şeyleri öğrenmeye başladığımızı ortaya koyması açısından sevindiricidir. Marka olmayı genç kuşaklar ya da bilmeyenler için kısaca anlatmaya çalışayım: Siz kravat/ayakkabı/ceket vb. yaparsınız ve X markasıyla ya da markasız olarak 10-15 TL’ye satarsınız. İtalyan, Fransız, İngiliz aynı ürünü Y markasıyla 200 – 10.000 TL’ye satar. Bugün ülkemizde üretilip ihraç edilen malların kilogram fiyatı 1.2-1.5 ABD doları seviyesinde olup son derece düşüktür. Soğan, patates...
  • Yaşasın, okullar açılıyor

    13 Eylül 2014 Eğitim, Güncel, Haberler, Köşe Yazıları, Manşet

    Uzun yaz tatili döneminin son hafta sonu tatiline giriyoruz. 2014-2015 eğitim öğretim yılı 15 Eylül 2014 Pazartesi günü, ilk ders zilinin çalması ile başlıyor. MEB’in açıkladığı çalışma takvimine göre, yarıyıl tatili Ocak ayının son haftası ve Şubat ayının ilk haftası olan 26 Ocak-6 Şubat 2015 tarihleri arasında olacak. Eğitim öğretim yılı da 12 Haziran 2015 Cuma günü sona erecek. Geçtiğimiz hafta başlayan uyum eğitimi ile 1 milyon 65 bin öğrenci okulöncesine, 1 milyon 290 bin 770 öğrenci de ilkokul 1. sınıf ile eğitim-öğretim hayatına “merhab...
  • 2014-2015 Eğitim öğretim ödeneği hangi tarihte,ne zaman ödenecek?

    09 Eylül 2014 Eğitim, Ekonomi, Güncel, Haberler, Köşe Yazıları, Manşet

    2014-205 Eğitim-öğretim yılı ders zili, öğrenciler için çalıyor Okula başladığınız ilk günü hatırlıyor musunuz? Çocuk dünyamızın çok önemli bir o kadar da unutulmayacak bir günüydü değil mi? Zaman ne kadar değişirse değişsin, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin öğrenci öğrencidir. Ve de okula başlamanın ilk günü hâlâ insan hayatının en önemli olaylarından biridir. Hatırlıyorum da bizim zamanımızda annemiz babamız bizi elinden tutup ilkokul birinci sınıfa götürmezdi. Aileden okula devam eden bir büyüğümüz ağabeyimiz, ablamız varsa onun yanı...
  • Öğretmenler, öğrenciler! Siz hâlâ EBA ile tanışmadınız mı?

    06 Eylül 2014 Eğitim, Güncel, Haberler, Köşe Yazıları, Manşet, MEB, Teknoloji

    Günümüzde teknolojinin gelişimi ile birlikte öğretim yöntemleri de ister istemez değişime uğruyor. Ülkemizde yıllar yılı kara tahta tebeşir ikilisi ve eğitimin hâlâ en güçlü öğesi olan öğretmen; eğitim-öğretim faaliyetlerinde baş sırayı almıştır. Fakat hızla değişen teknoloji ile birlikte karatahta-tebeşir ikilisi sınıflardaki tahtını akıllı tahta, tablet ve internet erişim ağına bırakıvermiştir. Öğretmen ise hâlâ eğitim-öğretim ortamının en başat unsurudur ve olmaya da devam edecektir. Hiçbir eğitimci, teknolojideki gelişmelerin eğitimde en v...