logo

21 Nisan 2014

Dil birliğinin lokomotifi Türkçe

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Türk Dünyası Topluluğu tarafından gerçekleştirilen ‘Türk Dünyası Gençlik Şöleni’ kapsamında düzenlenen konferansta konuşan Prof. Dr. Ali akar, Türk Cumhuriyetleri arasında eğer bir Dil Birliği sağlanacaksa, bu dilin Türkiye Türkçesi olacağını açıkladı. Üniversite Atatürk Kültür merkezi salonunda düzenlenen etkinlik öncesi Türk Dünyası Topluluğu Başkanı Selim Öztürk ve Türk Dünyası Topluluğu Koordinatörü Yrd. Doç. Dr. Gülsine Uzun açılış konuşmalarını yaptı.Etkinlikte gerçekleştirilen panelin oturum başkanlığını Prof. Dr. Turgay Uzun yaparken, Yrd. Doç. Dr. Pınar Yürür ‘Türk Dünyası Coğrafyasında Ekonomik ve Siyasal İlişkiler’ konusunda sunum yaptı. Yürür, “Bağımsız Türk Devletleri Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Kırgızistan’dan oluşmaktadır. Türk dünyası kavramı daha çok 20. Yüzyılın sonlarında 21. Yüzyılın başlarında dile getirilmeye başlandı. Bunun sebebi de Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası bu Türk Cumhuriyetlerinin birer birer özerklik ve bağımsızlık kazanmasıdır.

Sovyetler Birliği güdümündeki bu Türk Cumhuriyetleri, bu dönemde daha çok merkez Moskova ile kültürel ve sosyal ilişkiler içinde idi. Fakat SSCB’nin dağılmasının ardından 21. Yüzyılın başlarında birer birer bağımsızlıklarını kazanan Türk Cumhuriyetleri ile birlikte Türkiye’nin de önderliğinde artık bir Türk Dünyası kavramından söz etmeye başladılar. 1991 yılından önce Türkiye’nin bu coğrafya ile hiç ilişkisi yoktu dersek de haksızlık etmiş oluruz. Türkiye’nin Türk dünyası ile ilişkileri etnik, dini, kültürel bağları sıcaklığını her zaman korumuştur. Siyasi olarak da Osmanlı döneminde sosyal kültürel düzeyde Osmanlı aydınları ile bölgedeki Cedit hareketlerinin temsilcileri arasındaki bağlar nedeniyle Türkiye bölgedeki Türk halkları ile coğrafi zorluklara rağmen ilişkilerini mutlaka devam ettirmiştir. Bağımsızlık ilanı hem Türkiye için, hem Türk Cumhuriyetleri için yeni bir süreci ifade etmektedir. 1991 yılına kadar kültürel ve dinsel bağları bulunan Türkiye, bu coğrafya ile artık siyasi olarak da siyasi ilişkilerini güçlendirme fırsatını bulmuştur. Nitekim Türkiye Cumhuriyet’i bu ülkelerin bağımsızlıklarını ilk tanıyan ülke olmuştur.

Türkiye’nin bu bölgelerdeki serbest piyasa ekonomisi, çoğulcu siyasal sistemi ve laik yapıyı desteklemesi Batı’nın bölgeye yönelik talepleri ile de örtüşmüştür. ABD ve Avrupa Birliği tarafından bu ülkeler Türkiye bir model ülke olarak gösterilmiştir. Türk dünyasının ekonomisi her geçen yıl artarak büyüyor. Özellikle Hazar Bölgesindeki petrol bu ülkelerin gelişimine ve büyümesine büyük katkı sağlıyor. Petrol bu bölgenin en önemli gelir kalemi haline geldi. Her ülkenin büyüme verileri var. Mesela Kazakistan 2013 yılı sonunda yüzde 6 büyüme yakaladı. Türkiye ile Türk Cumhuriyetleri arasında TÜİK rakamlarına göre, 2004 yılında Türk Cumhuriyetlerine yaklaşık 1 milyar dolar ihracat yapan Türkiye, son 10 yılda bu rakamı yüzde 478 arttırarak 6 milyar 913 milyon dolara çıkarttı. İthalat seviyesinde de benzer bir artış var. 2004 yılında 945 milyon dolar iken, 2013 rakamlarına göre 3 milyar 600 dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu rakamlara göre, Türk Cumhuriyetlerinin uluslararası arenada ellerinin güçlendirilmesi gerektiğine inanıyorum” dedi.

Türk Dünyasında Dil Birliği konusunda bilgi veren Prof. Dr. Ali akar, bu konunun aslında sosyologlar, siyaset ve dil bilimcileri tarafından irdelenmesi gereken bir konu olduğunu açıkladı. Akar, “Dil birliği konusunun siyasi, kültürel ve sosyal boyutu var. Biz burada esas olarak dil birliğini kültürel entegrasyonunun bir parçası olarak değerlendirmemiz gerekiyor. Türkler tarihleri boyunca dil birliği yaşamışlar mıdır? Göktürklerin Milattan Önce 209’da kuruluşundan itibaren dil birliği mümkün olmuş mudur veya dünyada diller birliği mümkün oluyor mu? Göreceli olarak bu sorunun cevabı hayırdır. Çünkü benim şu anki konuşmamdan herkes anlam çıkarıyorsa, bu dil birliği var demektir, eğer kademeli bir dil birliği var demektir. Bizim dil birliği konusunda en çok anlaşacağımız ülke Azerbaycan veya Gagavuz bölgesidir. Orada bile ancak yüzde 80 oranında dil konusunda anlaşma sağlayabiliyoruz.

Dil birliğinde yüzde yüz anlaşmamız gerekir. Tarihlerinde bu kadar ızdırap çekmiş, bu kadar ayrılıklar yaşamış bir milletin fertlerinin de nihai bir dil birliği hedefi ve amacı olmuştur. Özellikle 1789’dan sonra uluslaşma çağından sonra bir Arap Birliği, bir İngiliz Milletler Topluluğu olduğu gibi Türklerin de kendi aralarında bir dil birliği meselesi tartışılmaya başlanmıştır. Türklerin dil birliği 10. Yüzyıla kadar bir çizgide devam etmiştir. Bu birlik bir yazı dilidir. 10’uncu yüzyıldan sonra Müslümanlığa geçiş ve 13’üncü yüzyılda Türklerin Maveraünnehir coğrafyasından Kuzeye ve Batıya göçmeleri sonrası Türkler arasında bir lehçeleşme ve parçalanma meydana geliyor. Fakat bu parçalanma çok büyük bir parçalanma değil. 20. Yüzyıla kadar Türkler iki dil üzerinden konuşmuşlardır.

Bir Doğu Türkçesi, diğeri de Batı Türkçesi. Doğu Türkçesini Ruslar 18, yy. sonlarında ve 19. yy. başlarında Çağatay lehçesini yıkarak her halka Kırgız, Özbek ve Türkmenlere kendi dillerini dikta etti. 20. yy’ın başlarında Türk dünyasında ilk dil birliğini dile getiren ve bunu bir teori halinde oluşturan Kırım’lı Gaspıralı İsmail Bey’dir. Dil birliği noktasında Türkiye Türkçesi bir lokomolif dil olmalıdır. Türkiye ile Türk dünyası arasında bir entegrasyon olacaksa bunun temel dili, ana dili ve yazı dili Türkiye Türkçesi olacaktır” dedi.

Etiketler: » »
Share
1058 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ