logo

“Öğretmenler günü” gelince…


pekiyinet
alisanci@gmail.com

Her yıl kutlanır Öğretmenler Günü. Bu yıl da öyle olacak.

Bildiğiniz gibi ilgililer rutin konuşmalar yapacak. Öğretmenlere övgü dolu sözler söylenecek. Huzur evindeki emekli öğretmenler ziyaret edilecek. Hakkın rahmetine kavuşan öğretmenlerimiz için dualar edilecek. Etkinlikler çerçevesinde hazırlıklar yapılmışsa – öğretmenler korosu konserlerini verecek. Bir de kanımca en güzel olanı, pahalı hediyeler vermek yerine, okullarındaki öğrencilerin öğretmenlerine bir demet çiçek verip el öperek öğretmenler gününü kutlamaları olacak.

Bir eğitimci olarak, Atatürk’ün Millet Mektepleri Başöğretmenliğini kabul ettiği gün olan 24 Kasım ÖĞRETMENLER GÜNÜMÜZÜ candan kutluyorum.

“Her şeyin başı eğitim” diyoruz da, eğitimin en önemli unsuru olan “öğretmen”lerimize gereken önem ve değeri verebiliyor muyuz ? Onların sorunlarına çözüm üretebiliyor muyuz?

Bin bir zorlukla mezun olduktan sonra, onlarca yıl atama bekleyip,” inançla, istekle neresi olursa olsun”diyerek göreve koşan, idealist, onurlu ve vatan çocukları için kendini feda eden, öğretmenlerimizi alkışlıyorum.

Van Depreminde hayatlarını kaybeden “öğretmenler günü”nü dahi kutlayamadan, öğrencilerini öksüz bırakan “gurbet kuşları” öğretmenlerimizle, daha önce vefat eden tüm değerli öğretmenlerimizi saygıyla anıyor, Allah’tan sonsuz rahmet, ailelerine ve milletimize de sabır diliyorum.

Bu öğretmenler gününde, öğrencilik yıllarımızda öğretmenlerimizden anılarımızda kalanları düşündüm. Aydın Lisesinde iken, onları her an gülümseyen yüzleri, hoşgörülü davranışları, tatlı-sert öğretim metotlarıyla derslerini sevdirme gayretleri ve yetişmemiz için hedef göstererek bizleri yönlendirmeleri ile hatırlıyoruz. Hiç unutmam. Yolda gördüğümüzde ve karşılaşacağımız zamanlarda, daha sokağın başında, 50 metreden ceketlerimizi ilikleyip, saygıyla selamladığımız sevgili öğretmenlerimizi asla unutmadık. Yaşayanlara sağlık ve sıhhat dilerim. Rahmetli olanların ruhları şad olsun. Onların öğrencileri olmaktan gurur duyuyorum.

Öğretmenlik nedir derseniz ? Akademisyenlere göre, öğretmenlik mesleği, insan ve toplum mimarlığı ve insan performans mühendisliğidir. Bir başka ifade ile, özel alan eğitimi alan, pedagojik formasyonu olan, genel kültür isteyen özel bir ihtisas mesleğidir.

Öğretmen çağdaş toplumun bilinçli ve aydın, mesleğinin yeterli ve yetenekli bir üyesidir. İşte bu üye, eğitimi bir bütün olarak görebilmek, belirli bir öğretim alanında uzmanlaşmak, mesleki bilgi ve becerilerini etkili olarak uygulamak durumundadır. Öğretmenden beklenilen de bu değil mi?

Öğrencilerin beğendiği öğretmen nasıl olmalıdır? Bu sorunun yanıtını yine akademisyenlerin hazırladığı ve öğrencilerle yapılan anketlerin objektif değerlendirilmesi sonuçlarına göre yanıtlayalım.

Öğretmen yeri geldikçe bir ana, bir baba, bir ağabey, bir koruyucudur. Sevgi ve saygıya dayalı bir otoritesi vardır. Branşındaki gelişmeleri sürekli izleyerek, alanında uzmanlaşmıştır. Öğretmeyi ve öğrencilerini sever. Kendisine güvenir ve hatalara karşı hoşgörü sahibidir. Öğrencilerinin ihtiyaçlarını bilir ve onları ciddiye alır. Sınıfta boşuna zaman harcamaz. Öğrencilerini ve işini sever. Öğrencilerine konuşma fırsatı vererek derse katılımı sağlar. Onları notla korkutmaz.

Öğretmen örnek davranışlar gösterir. Öğrencilerinin adlarını bilir. Zaman zaman şakalar yaparak öğrencilere karşı dostça davranır. Eğitim araç-gereçleri ile teknolojiyi sınıfta kullanır. Sabırlıdır. Öğretmenlik heyecanını asla yitirmez. Sınıf yönetimini iyi bilir. Derslere sürekli amaca uygun bir ders plânıyla hazırlıklı girer. Öğrencilerinin seviyelerine göre ders anlatır.

Yukarıda sayılanları çoğaltmak mümkündür. Öğretmenlerden bunlar beklenirken, Öğretmenlerin beklentileri nelerdir ? Hiç düşündünüz mü? Madalyonun bir de bu yüzünü görelim.

“Öğretmenler günü”nde bu konuda düşündüklerimi paylaşmak istiyorum.

Atanmak için yıllarca bekletilmeleri onları meslekten soğutup hayata küstürmez mi? Alanlarında mezuniyet diplomaları bulunduğu için, atanmalarında KPSS onlar için neden yapılır ? İnsan mühendisi olan öğretmenlerimizin aldıkları ücret yeterli midir? Çoluk-çocuğunu insanca geçindirebilmekte, onları rahatça okutabilmekte midir? Tatillerinde istediği gibi dinlenebilmekte midir?

Çoğu okullarda, hâla eş durumundan atamaları yapılmadığı için, ayrı ayrı yerlerde görev yapan aileleri birleştirmemekle onlardan ne kadar verim alınabilir? Veliler çocuklarının yetişmesinde öğretmenlerin önerilerini dikkate almakta mıdır? Çocuklarını öğretmenlerin, özellikle- psikolojik danışmanların-önerileri doğrultusunda, işbirliği yaparak, sürekli kontrol etmekte midir? Neden veliler her şeyi öğretmenlerden beklemektedir? Sorumluluk sadece öğretmenlerin omuzlarında olmamalıdır.

Acaba Anadolu’nun ücra yerlerine gönderilen gencecik öğretmen adayları orada güvenle kalabileceği bir yer bulabilir mi ? “Buldu.” diyelim. Gecenin karanlığında “Yarın ne olacak ? “ diye endişe etmeden, rahatça uyuyabilir mi ? Bu arada o öğretmenlerin ana-babaları huzur içinde olabilir mi? Yanıtlarınızı verirken, kendinizi onların yerine koyar mısınız?

15 günde veya ayda bir arkadaşlarıyla –öğretmen evlerinde yer bulabilirlerse- şehir merkezinde buluşup, eğlenmek onların da hakkı değil mi? Sosyal gereksinimlerini kolaylıkla karşılayabiliyorlar mı ? Hiç zannetmiyorum. Onlar için bu konularda gereken çalışmaları yapmak çok mu zor?

Bu soruların yanıtlarını Bakanlık yetkilileri de herhalde biliyordur. Sadece bilmek yetmez. Kalıcı, somut çözümler getirilerek, uygulamada bunlar ortaya konulmalıdır. İşte o zaman öğrencilerimizin aradığı ve beğendiği öğretmenleri her yerde daha çok ve sık görebiliriz. Ne dersiniz?

Yoksa her yıl kutlanan 24 Kasım Öğretmenler Günü etkinlikleri işin gösteri kısmı olarak kalacaktır. Bence önemli olan içeriğidir.

“Her şeyin başı eğitim” diyoruz da, eğitimin en önemli unsuru olan “öğretmen”lerimize gereken önem ve değeri verebiliyor muyuz ?

Ne demişti Başöğretmenimiz ATATÜRK ?

“Gelecek gençlerin, gençler ise öğretmenlerin eseridir.”
Sevgi ve saygılarımla.
Ali İhsan ÖZÇAKIR-MEB. Bakanlık Başmüfettişi (E)

Share
923 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Marka…

    29 Kasım 2014 Köşe Yazıları

    Son yıllarda “marka olmak” sözünü çok işitir olduk. Bu sözün edilmesi bile bazı şeyleri öğrenmeye başladığımızı ortaya koyması açısından sevindiricidir. Marka olmayı genç kuşaklar ya da bilmeyenler için kısaca anlatmaya çalışayım: Siz kravat/ayakkabı/ceket vb. yaparsınız ve X markasıyla ya da markasız olarak 10-15 TL’ye satarsınız. İtalyan, Fransız, İngiliz aynı ürünü Y markasıyla 200 – 10.000 TL’ye satar. Bugün ülkemizde üretilip ihraç edilen malların kilogram fiyatı 1.2-1.5 ABD doları seviyesinde olup son derece düşüktür. Soğan, patates...
  • Yaşasın, okullar açılıyor

    13 Eylül 2014 Eğitim, Güncel, Haberler, Köşe Yazıları, Manşet

    Uzun yaz tatili döneminin son hafta sonu tatiline giriyoruz. 2014-2015 eğitim öğretim yılı 15 Eylül 2014 Pazartesi günü, ilk ders zilinin çalması ile başlıyor. MEB’in açıkladığı çalışma takvimine göre, yarıyıl tatili Ocak ayının son haftası ve Şubat ayının ilk haftası olan 26 Ocak-6 Şubat 2015 tarihleri arasında olacak. Eğitim öğretim yılı da 12 Haziran 2015 Cuma günü sona erecek. Geçtiğimiz hafta başlayan uyum eğitimi ile 1 milyon 65 bin öğrenci okulöncesine, 1 milyon 290 bin 770 öğrenci de ilkokul 1. sınıf ile eğitim-öğretim hayatına “merhab...
  • 2014-2015 Eğitim öğretim ödeneği hangi tarihte,ne zaman ödenecek?

    09 Eylül 2014 Eğitim, Ekonomi, Güncel, Haberler, Köşe Yazıları, Manşet

    2014-205 Eğitim-öğretim yılı ders zili, öğrenciler için çalıyor Okula başladığınız ilk günü hatırlıyor musunuz? Çocuk dünyamızın çok önemli bir o kadar da unutulmayacak bir günüydü değil mi? Zaman ne kadar değişirse değişsin, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin öğrenci öğrencidir. Ve de okula başlamanın ilk günü hâlâ insan hayatının en önemli olaylarından biridir. Hatırlıyorum da bizim zamanımızda annemiz babamız bizi elinden tutup ilkokul birinci sınıfa götürmezdi. Aileden okula devam eden bir büyüğümüz ağabeyimiz, ablamız varsa onun yanı...
  • Öğretmenler, öğrenciler! Siz hâlâ EBA ile tanışmadınız mı?

    06 Eylül 2014 Eğitim, Güncel, Haberler, Köşe Yazıları, Manşet, MEB, Teknoloji

    Günümüzde teknolojinin gelişimi ile birlikte öğretim yöntemleri de ister istemez değişime uğruyor. Ülkemizde yıllar yılı kara tahta tebeşir ikilisi ve eğitimin hâlâ en güçlü öğesi olan öğretmen; eğitim-öğretim faaliyetlerinde baş sırayı almıştır. Fakat hızla değişen teknoloji ile birlikte karatahta-tebeşir ikilisi sınıflardaki tahtını akıllı tahta, tablet ve internet erişim ağına bırakıvermiştir. Öğretmen ise hâlâ eğitim-öğretim ortamının en başat unsurudur ve olmaya da devam edecektir. Hiçbir eğitimci, teknolojideki gelişmelerin eğitimde en v...