logo

Bu Yazı Öğretmenleri Çok Kızdıracak!


pekiyinet
alisanci@gmail.com

“Milli Eğitim Bakanı Dinçer, geçenlerde öğretmenlerle ilgili yapmak istediği projeyi açıkladı. Aman Allahım! Kıyamet koparıldı. Adama demediklerini bırakmadılar. Uygulamanın muhatapları, sosyal medyadan demediklerini bırakmadılar. “

Türkiye ‘yi kimin yönettiği size sorulsa muhtemelen vereceğiniz cevaplar benim sorduğum sorunun cevabı olmayacak.
Bu sorunun doğru cevabını bulmak için 10 yıl ve daha fazla, kamuda “şef” pozisyonu üzerindeki insanlarla görüşmüşlüğünüz olmalı. Bu pozisyonlarda bulunan farklı isimlerle, değişik zamanlarda sohbet etmiş olmalısınız.

Hepsinin söylediği ortak nokta şu:

“Siz bakmayın o siyasilere. Devlette bizim dediğimiz olur. Siyasiler bizim söylediğimiz kadarını bilirler, bizim izin verdiğimiz kararını yaparlar.”
Bunları niye paylaştım onu anlatmak istiyorum. Aslında demokrasi denilen şey nasıl işliyorsa, bürokrasi de öyle işliyor.
Demokrasilerde bizler, bizi yönetecekleri seçiyoruz. Seçtikten sonra onlara pek bir dahlimiz kalmıyor. Sonrasında onlar bildiklerini yapıyorlar.
Tıpkı bürokrasinin çarkı içinde yer alanlar da aynı şekilde.

Onları da ülkeyi yönetme görevini elinde tutanlar atıyor. Atadıktan sonrası karabasan gibi bir süreç.
Her şeyi onlar yapıyor. Bütün dizginleri onlar ellerine geçiriyor. Hayatımızın her alanını onlar tanzim ediyor.
Yalnız bir noktanın altını çizmek gerekiyor.
Siyasilere şu veya bu şekilde hesap sorabiliyoruz. Beğenmediğimiz zaman, 4 yılda da olsa kulağından tutup kenara çekebiliyoruz.
Ancaaaaaakkk…
Devlet mekanizmasını yürütsün diye görev emanet edilenler ise getirildikleri yere yapışıyorlar.
Bu yapışma öyle bir yapışma ki sormayın. Kene benzetmesi hafif kalır. Keneyi belli operasyon yöntemleriyle söküp alabilirsiniz. Ama bir yere atadığınız birini asla ve asla oradan alamazsınız.
Bu bürokrasi çarkının her aşamasında geçerli. En alt kademeye atanmış yeni bir memurdan, üst düzey bürokratlara kadar geçerli bu kural.
İlk atama yapılırken neler yapıyorlar neler. Aklınıza gelen her yola başvuruluyor. Vicdanlar sömürülüyor, aile kavramları istismar ediliyor, siyasi yakınlıklar kullanılıyor… neler neler.
Bütün bunlar sonuç vermeyince kamuoyu baskısı devreye sokuluyor. Yalnız baskı değil. Tehdit, provokasyon, şantaj…
Aklınıza ne gelirse…
Üstelik bu gruplar içinde bütün bunları en çok kimler yapıyor dersiniz?
Lafı gevelemeden söyleyeyim. Devlet çarkını yönettikleri süre içinde kendilerini yenilemeye en kapalı olanlar bunun bayraktarlığını yapıyorlar.
Atanana kadar her şeyi istismar edenler, her yola başvuranlar kelimenin tam anlamı ile aslan kesiliyorlar.
Milli Eğitim Bakanı Dinçer, geçenlerde öğretmenlerle ilgili yapmak istediği projeyi açıkladı.
Aman Allahım! Kıyamet koparıldı. Adama demediklerini bırakmadılar. Uygulamanın muhatapları, sosyal medyadan demediklerini bırakmadılar.
Söylenen küfür ve hakaretleri paylaşmayacağım. Ama arkasına sığınılan en güçlü argüman ne idi biliyor musunuz?
“Elde ettiğimiz hakkımıza dokunamazsınız.”
Öğretmen olarak atanmak için her yola başvuracaksınız, her şeyi istismar edeceksiniz, kapağı attıktan sonra da “dokundurmam” diyeceksin.
Ardından da başarısızlığın faturasını, sizi oraya getiren siyasilere keseceksiniz.
Özel sektörde çalışan biri her adımda riskleri göğüslemek durumunda kalacak, sosyal imkanları kamuya göre çok daha az olacak. Dahası çoğu zaman eline geçen ücret bile kamudakinden az olacak.
Peki kamuyu bu kadar cazip hale getirmeyi sürdürdükten sonra, devleti küçültmekten söz edeceksiniz.

Ünal TANIK-ROTAHABER

Etiketler:
Share
1033 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Marka…

    29 Kasım 2014 Köşe Yazıları

    Son yıllarda “marka olmak” sözünü çok işitir olduk. Bu sözün edilmesi bile bazı şeyleri öğrenmeye başladığımızı ortaya koyması açısından sevindiricidir. Marka olmayı genç kuşaklar ya da bilmeyenler için kısaca anlatmaya çalışayım: Siz kravat/ayakkabı/ceket vb. yaparsınız ve X markasıyla ya da markasız olarak 10-15 TL’ye satarsınız. İtalyan, Fransız, İngiliz aynı ürünü Y markasıyla 200 – 10.000 TL’ye satar. Bugün ülkemizde üretilip ihraç edilen malların kilogram fiyatı 1.2-1.5 ABD doları seviyesinde olup son derece düşüktür. Soğan, patates...
  • Yaşasın, okullar açılıyor

    13 Eylül 2014 Eğitim, Güncel, Haberler, Köşe Yazıları, Manşet

    Uzun yaz tatili döneminin son hafta sonu tatiline giriyoruz. 2014-2015 eğitim öğretim yılı 15 Eylül 2014 Pazartesi günü, ilk ders zilinin çalması ile başlıyor. MEB’in açıkladığı çalışma takvimine göre, yarıyıl tatili Ocak ayının son haftası ve Şubat ayının ilk haftası olan 26 Ocak-6 Şubat 2015 tarihleri arasında olacak. Eğitim öğretim yılı da 12 Haziran 2015 Cuma günü sona erecek. Geçtiğimiz hafta başlayan uyum eğitimi ile 1 milyon 65 bin öğrenci okulöncesine, 1 milyon 290 bin 770 öğrenci de ilkokul 1. sınıf ile eğitim-öğretim hayatına “merhab...
  • 2014-2015 Eğitim öğretim ödeneği hangi tarihte,ne zaman ödenecek?

    09 Eylül 2014 Eğitim, Ekonomi, Güncel, Haberler, Köşe Yazıları, Manşet

    2014-205 Eğitim-öğretim yılı ders zili, öğrenciler için çalıyor Okula başladığınız ilk günü hatırlıyor musunuz? Çocuk dünyamızın çok önemli bir o kadar da unutulmayacak bir günüydü değil mi? Zaman ne kadar değişirse değişsin, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin öğrenci öğrencidir. Ve de okula başlamanın ilk günü hâlâ insan hayatının en önemli olaylarından biridir. Hatırlıyorum da bizim zamanımızda annemiz babamız bizi elinden tutup ilkokul birinci sınıfa götürmezdi. Aileden okula devam eden bir büyüğümüz ağabeyimiz, ablamız varsa onun yanı...
  • Öğretmenler, öğrenciler! Siz hâlâ EBA ile tanışmadınız mı?

    06 Eylül 2014 Eğitim, Güncel, Haberler, Köşe Yazıları, Manşet, MEB, Teknoloji

    Günümüzde teknolojinin gelişimi ile birlikte öğretim yöntemleri de ister istemez değişime uğruyor. Ülkemizde yıllar yılı kara tahta tebeşir ikilisi ve eğitimin hâlâ en güçlü öğesi olan öğretmen; eğitim-öğretim faaliyetlerinde baş sırayı almıştır. Fakat hızla değişen teknoloji ile birlikte karatahta-tebeşir ikilisi sınıflardaki tahtını akıllı tahta, tablet ve internet erişim ağına bırakıvermiştir. Öğretmen ise hâlâ eğitim-öğretim ortamının en başat unsurudur ve olmaya da devam edecektir. Hiçbir eğitimci, teknolojideki gelişmelerin eğitimde en v...