logo

Bazı şeyler öğretimle değil, eğitimle kazanılır


pekiyinet
alisanci@gmail.com

Çünkü sonradan da alacak değil. Ve çünkü müfredat eğitimine, kişilik kazandırıcı bir iç zenginlik ve idrak eğitimi eşlik etmiyor. Müfredat kitaplarının vermediğini, sorumluluk bilinciyle algılayabilecek kişiliğe ve şansa sahip değil….

Sanki hayatın bazı normal meseleleriyle yeni karşılaşmış gibiyiz. İnsan nedir, erkek-kadın nedir, aile nedir ve benzeri meseleler.

Acaba vaktiyle düşünmeden mi yaşamışız, yoksa düşünmeyi sonradan bırakıp bazı kavramlara zamanla yabancılaşmış mıyız? Bence ikincisi. Yozlaşma yönelişlerinin biriktirdikleri bize bazı şeyleri unutturdu. Yavaş yavaş unutturdu. Haddinden fazla konuşulan çok gündemde tutulan şey, anlamsızlaşmaya doğru gider. Bazı anlayışlar, idrakler, mahremiyet ilhamlarına muhtaçtır. Aksi halde ruhî tarafı kaybolup uçar gider ve anlamsızlaşır. Sevgi, heyecan, saygı, içtenlik; bir sıradanlaşma sürecinde dümdüz olur. Birçok kavramlar ve onlara bağlanan realiteler böyledir… Bir şiiri nesre, hem de çirkin bir nesre çevirmek, sonra da beter bir sesle geveleyip durmak gibi.

Bazı kavramlarla yüzgöz (laubali) olmaya gelmez; önce bazı nüanslarını sizden saklar ve gitgide bütün içselliğini kapatıp kendini korumaya alır. Sonra onlarla top gibi oynarsınız ve hiçbir şey alamazsınız. Ne bir ses ne bir nefes; ne bir renk, ne bir ahenk. Boşuna zorlanır durursunuz. Şartlar ne olursa olsun, belli bir seviyeyi korumak ve bunun şartlarını gözetmek bunun için çok önemlidir. Kurnazlığa yahut eşeleme aletine dönüşmüş kuru bir zekâ ile hangi seviyeyi tutturacaksın? Kavramlar ve duygular hangi olmayan seviyede kıvam bulacak da, sen onları içselleştiren bir zenginlik kazanacaksın? Belli bir kıvam, belli bir seviyede oluşur. Bir de “anlaşamıyoruz” diyorlar; o seviyedeki ilişkilerde serâpâ zekâ olsa kimse kimseyle anlaşamaz. Açık oturumda da anlaşamaz, ailede de anlaşamaz. Saygı yok, sevgi yok kimse, sezgi yok, duyarlılık yok, özen yok, sürat-i intikal yok, empati yok, ruhî-kalbî algı yok, nasıl bir nitelikte hangi ilişkiyi kuracaksın?

“Gücenme” diye bir duygu kaldı mı? Alınma, kırılma bile kalmadı. Şimdi sadece sinirlenmek ve kavga var. Kalın katı tavırlar, bodoslama gidişler elbette ki anlaşmazlıkla, kavgayla sonuçlanır. Sevgi ve güvenme birlikte var olur. İnsan sevdiğini gücendirmekten de, onun tarafından gücendirilmekten de korkar. Bu yok ise çekiver kuyruğunu gitsin; düşünmeye bile değmez. Beraberlik için sebep yoksa, aksi için sebep aranır mı? Bırak, nasıl gelmişse öyle gitsin. Ben annemle babamın kavga ettiğini görmedim. Mizaç farklarına rağmen bir denge içinde sorumluluklarını taşırlardı. Bu denge, çocukların dengesini de korurdu. Çocukları ikaz eden muamele, (nadiren) azarlamanın ötesine geçmezdi. Ahlâkî ve psikolojik kavramlar çok önemliydi.

Bakışın bile çeşitlisi vardır. Boş ümitler veren bakışların vebal getireceğine inanırdık biz. İç ayarlarımız böyleydi, kişiliğimiz buna göre oluşmuştu. Ruh dünyamız çok ön plandaydı. Ruhî hayatı olmayanın fikrî hayatı da olmaz. Fikrî hayatı olmayan birinin insan olarak bütünlüğü, bütünlük dengesi yoktur. Bu, okuma yazma şartını da gerektirmez. Bütünlük dengesi olan, kendine lazım olanı bir yerlerden almayı becerir. Bütünlük dengesi yoksa da, boşuna okuyup yazar. Öğretim kolaydır, eğitim zordur. Öğretim 1-2 yılda düzelir, eğitim 10 yılda düzelmez. Eğitim anadan, babadan, öğretmenden başlamak zorunda! Çocuk okula kendi yaşının bilinciyle, ruhuyla, kişiliğiyle gelmiyor çünkü. İte kaka öğretmeye çalışıyoruz. Dersi, okulu, okumayı, düşünmeyi sevmiyor; bunları anlamlı ve amaçlı kılan eğitimi daha okul öncesinden ailenin içinde almaya başlamamış çünkü. Çünkü sonradan da alacak değil. Ve çünkü müfredat eğitimine, kişilik kazandırıcı bir iç zenginlik ve idrak eğitimi eşlik etmiyor. Müfredat kitaplarının vermediğini, sorumluluk bilinciyle algılayabilecek kişiliğe ve şansa sahip değil.

Ahmet SELİM-Zaman
a.selim@zaman.com.tr

Share
867 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Marka…

    29 Kasım 2014 Köşe Yazıları

    Son yıllarda “marka olmak” sözünü çok işitir olduk. Bu sözün edilmesi bile bazı şeyleri öğrenmeye başladığımızı ortaya koyması açısından sevindiricidir. Marka olmayı genç kuşaklar ya da bilmeyenler için kısaca anlatmaya çalışayım: Siz kravat/ayakkabı/ceket vb. yaparsınız ve X markasıyla ya da markasız olarak 10-15 TL’ye satarsınız. İtalyan, Fransız, İngiliz aynı ürünü Y markasıyla 200 – 10.000 TL’ye satar. Bugün ülkemizde üretilip ihraç edilen malların kilogram fiyatı 1.2-1.5 ABD doları seviyesinde olup son derece düşüktür. Soğan, patates...
  • Yaşasın, okullar açılıyor

    13 Eylül 2014 Eğitim, Güncel, Haberler, Köşe Yazıları, Manşet

    Uzun yaz tatili döneminin son hafta sonu tatiline giriyoruz. 2014-2015 eğitim öğretim yılı 15 Eylül 2014 Pazartesi günü, ilk ders zilinin çalması ile başlıyor. MEB’in açıkladığı çalışma takvimine göre, yarıyıl tatili Ocak ayının son haftası ve Şubat ayının ilk haftası olan 26 Ocak-6 Şubat 2015 tarihleri arasında olacak. Eğitim öğretim yılı da 12 Haziran 2015 Cuma günü sona erecek. Geçtiğimiz hafta başlayan uyum eğitimi ile 1 milyon 65 bin öğrenci okulöncesine, 1 milyon 290 bin 770 öğrenci de ilkokul 1. sınıf ile eğitim-öğretim hayatına “merhab...
  • 2014-2015 Eğitim öğretim ödeneği hangi tarihte,ne zaman ödenecek?

    09 Eylül 2014 Eğitim, Ekonomi, Güncel, Haberler, Köşe Yazıları, Manşet

    2014-205 Eğitim-öğretim yılı ders zili, öğrenciler için çalıyor Okula başladığınız ilk günü hatırlıyor musunuz? Çocuk dünyamızın çok önemli bir o kadar da unutulmayacak bir günüydü değil mi? Zaman ne kadar değişirse değişsin, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin öğrenci öğrencidir. Ve de okula başlamanın ilk günü hâlâ insan hayatının en önemli olaylarından biridir. Hatırlıyorum da bizim zamanımızda annemiz babamız bizi elinden tutup ilkokul birinci sınıfa götürmezdi. Aileden okula devam eden bir büyüğümüz ağabeyimiz, ablamız varsa onun yanı...
  • Öğretmenler, öğrenciler! Siz hâlâ EBA ile tanışmadınız mı?

    06 Eylül 2014 Eğitim, Güncel, Haberler, Köşe Yazıları, Manşet, MEB, Teknoloji

    Günümüzde teknolojinin gelişimi ile birlikte öğretim yöntemleri de ister istemez değişime uğruyor. Ülkemizde yıllar yılı kara tahta tebeşir ikilisi ve eğitimin hâlâ en güçlü öğesi olan öğretmen; eğitim-öğretim faaliyetlerinde baş sırayı almıştır. Fakat hızla değişen teknoloji ile birlikte karatahta-tebeşir ikilisi sınıflardaki tahtını akıllı tahta, tablet ve internet erişim ağına bırakıvermiştir. Öğretmen ise hâlâ eğitim-öğretim ortamının en başat unsurudur ve olmaya da devam edecektir. Hiçbir eğitimci, teknolojideki gelişmelerin eğitimde en v...